Gazete Selçuk

Hakan YAPICI: “Kanlı Yayın!”

SNC00268 - KopyaHani bir ülke ya da bir şehir merak edilir de Google-Görseller’den bakılır ya şehrin-ülkenin güzelliklerine… Çoğunlukla, nesiyle meşhursa onunla ilgili fotoğraflar çıkar karşımıza. Bir de Filistin ya da Gazze yazılıp görsellerde aratıldığında ise, karşımıza çıkan fotoğrafların içeriği bellidir: Kan, silah, bebek, bayrak, yaralı-kanlı beden, ölü beden… Bebekle silah aynı karede…

İsrail senelerdir zalim, Filistin senelerdir mazlum, dünya senelerdir izleyici ve canlı yayınlarımız senelerdir kanlı. Akla gelen şey şu: İnsanlık zulme alışıyor. Alışmak, yani duyarsızlaşmak…

Haber: “İsrail Gazze’yi vurdu.”

En insancıl tepki: “Yazık ya!”

Akabinde günlük meşgalelere tam gaz devam. Bu süreçte insanın kulağına girip çıkanlar da hep merhametsizleştiğimiz yönünde. İnsan öyle şeyler duymaya, konuşmaya, yaşamaya ve düşünmeye alışıyor ki. Yaşanılanların insanlık dışı olduğunu bol bol duyuyor ve konuşuyoruz. Yani insanlık dışılık hep içimizde, dilimizde, yanımızda artık bizden biri, alışırız tabi. Vicdanlarımızın köreldiğini hatta öldüğünü bol bol düşünüyoruz ve yaşıyoruz. Vicdanlarımız ölürse ölsün değil mi? Biz yaşayalım, bedenlerimiz yaşasın da…

İsrail’in yaşattığı bu zulüm karşısında, birçoğumuz “Ne yapmalı?” sorusuyla muhatap oluyoruzdur. Ama kısa periyotlarla. Çünkü modern dünya, sadece bu soruyla değil, hiçbir soruyla uzun uzun meşgul olmaya izin vermez. Çünkü hep işimiz vardır, para kazanmamız gerekir ya da hep bizim kendi derdimiz başımızdan aşkındır. Ne yapmalı? sorusuna kısacık bir cevap veririz kendi kendimize ve hemen çeker bizi kendi içine modern dünya, boş bırakmaz!

Yine de, “İnsanlık Ölüyor, Müslüman Uyuma”, “Zulme Karşı Sessiz Kalma”, “Çocuklar Uyurken Susulur, Ölürken Değil” gibi sloganların da sayesinde elimizden geldiğince duyarlılık göstermeye çalışırız. Dualar ederiz, yürüyüş ve protestolarla haykırır, bağırır, sesimizi duyururuz. Coca Cola’ya para vermemeye özen gösteririz. Facebook’ta ve Twitter’da İsrail’a belalar okur, okunan belaları beğeniriz, retweetleriz, paylaşırız. Fotoğraflarımızı bayraklaştırır ya da acının rengine yani siyaha boyarız. Bütün bunlar sayesinde bir yönüyle vicdanımızı rahatlatırken, bir yönden de toplumsal anlamda bunalıma sürüklenmekteyiz. Medyanın sahte bilgileri ile gerçek bilgileri birbirine girmekte. Neye inanıp neye inanmayacağımızı ayırt edememekte, ne yapacağımızı bilemez haldeyiz. Filistin’de yaşanan bu acı katliama karşı söylenenler, yazılanlar, okunanlar ve düşünülenler insanoğlunu anlamsız bir çıkmaza götürmektedir. Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Yaşar Taşkın Koç özellikle Türkiye insanı için, “elinde duasından başka hiçbir şeyi olmayan” betimlemesiyle bahseder. Diğer taraftan Malcolm X’in “Şiddeti dua ederek durduramazsınız.”, Aliya İzzetbegoviç’in “Dünyayı değiştirecek olan, dua değil eylemdir.” sözleri sosyal medyada öne çıkmaktadır. Olayları doğru okuyup doğru yorumlayamamakta, sağduyulu davranamamaktayız. Duyarsız ve tutarsız bir toplum olmaktayız. Örneğin aynı kişi dün, Van Depremi, Soma Faciası ve söz konusu Filistin Katliamı gibi acı yüklü olaylarda Facebook profil fotoğrafını karartmanın işe yarayacağını, en azından tepki gösterildiğini düşünürken, bugün Coca Cola satın almamakla bir yere varılamayacağını düşünebilmektedir.

Modern dünyanın bir özelliği daha var ki, duyarsızlığımıza duyarsızlık katmaktadır. Bireyi yalnızlaştırması, çaresizlik hissi vermesi… Yukarıda bahsettiğim “Ne yapmalı?” sorusunun cevabı çoğu zaman, “Ben tek başıma ne yapabilirim ki, ne yapacaksa devlet yapmalı.” olabilmektedir. Ortak duygu ve ortak değerleri paylaşanlarla birlik olmak, birleşmek, beraber hareket etmek vs. modern bireyin aklına gelmemektedir. Modernitenin imkânsızlıkları karşısında birey haklı olarak sorumluluğu devlete bırakmaktadır. Devlet kademesi ise, bireyin dış politikaya ve uluslar arası ilişkilere kendini mesafeli hissetmesini de lehine çevirircesine pasif bir görüntü çizmektedir. Çoğu vatandaşın “Kolay değil bu işler.” diyerek pasiflikten rahatsız olmaması ve devleti savunması da bundandır. Diğer taraftan “İsrail’e savaş açalım.” gibi çıkışları olanlar da az değil tabii. Ancak devlet kademesinden getirilecek makul ve sert bir tepki muhakkak bulunmalıdır. Devleti idare edenlerin pasif kalmalarına sebep olan endişe, ülke çıkarlarına zeval gelmesi midir, vatandaşından oy kaybetme ihtimali midir, nedir acaba? Öyle zannediyorum ki, -Bize ne Filistin’den diyenler olsa da- Türkiye’nin geneli, İsrail’e ülke olarak gösterilecek sert bir tepkiyi ve bu tepkimizden doğabilecek zararları (varsa) hem kabullenecek hem de altından kalkabilecek güçtedir.

Müslüman bir ülke olarak Türkiye, kendini Filistin’den ayrı düşünmemelidir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v) bütün Müslümanları kapsayacak şekilde buyurmuştur ki: “Ey Kavmim! Yemek yiyen kişilerin yemek üzerine üşüşmesi gibi düşmanlarınızın üzerinize üşüşüp, her tarafınızdan hücum edeceği günler yaklaşıyor. Bu durum sizlerin (Müslümanların) sayıca azlığından değil, dini hükümlere aldırışsız, yüksek ahlaktan uzak, ilim ve fenlerden nasipsiz oluşunuzdandır. Sizler o gün kuvvet ve kudretten düşmüş, su üzerindeki çer-çöp gibi mütalaa olunacaksınız. Böyle maddi ve manevi kıymetten uzaklaştığınızdan dolayı Allah düşmanlarınızın kalplerinden size karşı korkuyu ve sizdeki mehabeti kaldırıp, sizin gönüllerinize zaaf atacaktır. O zaaf, dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmektir .” Ahmet b. Hanbel, Musned, 5/278. Peygamber Efendimiz bu cümlelerle günümüzden bahsediyor görünmektedir. Hakikaten günümüzde Müslüman nüfusu az değildir ama şeri hükümlere karşı duyarsız ya da bu hükümlerden habersizdir. Modern değerlerle birlikte ahlaki değerlerden uzaklaşan, ilim meraklısı olmayan bir Müslüman nüfus… Bu durum Müslümanları kendilerinden korkulmayan (düşman tarafından) ve kendilerine saygı duyulmayan hale getirmiştir. Yukarıda Peygamber Efendimiz günümüz insanlarının dünyayı çok sevdiğine/seveceğine ve ölümden iğrendiğine/iğreneceğine işaret etmektedir. Bu modern dünyada insanların ölüm algısına bakıldığında ölümden korkmak ön plana çıkmaktadır. Ölümün sevildiği, düğün günü olarak görüldüğü Mevlana Celaleddin Rumi’li dönemlerden, ölümün unutulduğu, hatırlanınca korkulduğu döneme gelmiş bulunmaktayız. Acaba Hz. Muhammed’in (s.a.v) işaret ettiği gibi, korkmaktan öte ölümden iğrenildiği zamana mı gitmekteyiz?

Düşünsenize, şu durumda ölümden iğrenmek demek Filistin’den iğrenmek demek, o bebeklerden iğrenmek demektir. Bu da İsrail’in yanında olmak, ona benzemek demektir. Allah korusun! Dua edelim İsrail ve bütün zalimler Allah’ın gazabıyla yok olsunlar. İsrail’siz bir dünya için dua edelim.

Hakan YAPICI – hakanyapici@gazeteselcuk.com

 


Günün Fırsatı http://www.travian.com.tr/

URL: http://www.gazeteselcuk.com/?p=5006

Yazan - Tem 18 2014. Kategori Gündem. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz


+ 9 = onsekiz

Foto Galeri